
Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Ankara’da gerçekleşmesi planlanan NATO zirvesi yaklaşırken ABD-Türkiye hattında önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu kapsamdaki en dikkat çekici gelişme ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye yönelik “Türkiye bir NATO üyesi. Bazı insanlar onu öyle görmüyor ama gerçekten öyle. NATO’nun güçlü bir üyesi. Evet, muhtemelen onları çok mutlu edecek bir şey yapacağım.” sözleri oldu. Bunun Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesi Türkiye’ye bir jest olacağını aktardı. Medyaya yansıyan bilgilere göre Trump yönetimi, Türkiye’nin Milli Muharip Uçak KAAN programında kullanılacak F110 motorlarının satış sürecinde önemli bir kararın eşiğinde. Kongre’deki bazı itirazlara rağmen satış paketinin önümüzdeki günlerde onaylanması ve Türkiye’ye çok sayıda F-110 motoru teslim edilmesi hedefleniyor.

Milli Muharip Uçak KAAN’da kullanılacak F-110 motorlarının satış sürecinin kamuoyundaki algının aksine normal ilerlediğini belirten TURDEF Genel Yayın Yönetmeni Özgür Ekşi, sürecin minimum maliyetle tamamlanmaya çalışılacağını ifade etti. Ekşi, “Satış sürecinin rayından çıktığını, şimdi yeniden her şeyin yoluna girdiğini düşünmüyorum. Bu motorların satışının bazı onaylara tabi olduğunu zaten öteden beri biliyorduk. Geçtiğimiz yıl bu konuda büyük bir infial oluştu ama biz hiçbir zaman karalar bağlamamıştık. F-110 zaten F-16’larımızdan dolayı çok iyi bildiğimiz, yıllardır bakımını yaptığımız bir motor. KAAN projesinin başında bu motorun seçilmesi bu açıdan çok doğru bir karardı. Motorların gecikmesi bizim için kritik bir kriz yaratmıyordu çünkü zamanımız vardı. Zamanımız daralıyordu doğru, ama nefes alamayacak durumda da değildik” şeklinde konuştu.
‘F-110 SEÇİMİ DOĞRU BİR HAMLE’
Özgür Ekşi, KAAN için F-110 motorlarının seçilmesinin oldukça doğru bir hamle olduğuna dikkat çekerek, “İyi niyetli olsa da süreci bilmeden F-110’un beşinci nesil bir uçak için yanlış seçim olduğunu söyleyenler var. Bunlar üzücü yorumlar. Uçmak yer çekimine karşı yapılan anarşik bir eylemdir; en ufak hata ölümle sonuçlanır. Bu yüzden kaza ve ölüm riskini en aza indirmek için bildiğiniz sistemlerle çalışırsınız. Bilinmezlik arttıkça risk de artar. Her şey doğrulama yapılarak ilerler” ifadelerini kullandı. Ekşi, “KAAN’a ilk uçuşunda Özgür modernizasyonlu bir F-16 eşlik etti. Bu görsel bir şov değildi; F-16 pilotu, KAAN pilotunun gördüğü değerleri havada doğrulamak için oradaydı. Yani her şey riskler en aza indirilerek yapıldı. KAAN ilk uçuşunda TF35000 motoruyla uçmuş olsaydı, yine o motorun tüm risklerinin daha önce test edilip sıfırlandığı bir senaryoda uçacaktı. Bir sistem hakkında ne kadar çok bilgiye sahipseniz o kadar az riskle karşı karşıya kalırsınız. Bu sebeple KAAN için F-110 seçimi çok doğru bir hareketti.” dedi

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
Türkiye’nin ABD’den sonra dünyanın en büyük F-16 kullanıcısı olduğunu, TEI’nin de F-110 motorlarının üretimi ve bakımı konusunda büyük bir tecrübeye sahip olduğunu vurgulayan Ekşi, şöyle devam etti: “TEI zaten TUSAŞ ve General Electric ortaklığıyla kurulmuş bir şirket. Bu açıdan şu an en dikkat çekici soru, Türkiye’ye satılacak F-110 motorlarının nerede üretileceğidir. Burada ikili ilişkilerin gidişatı belirleyici olacak. Eğer işler iyi giderse ortak üretimi konuşabiliriz. Bu durum bize çok daha düşük maliyet, tam kontrol ve yeni tecrübeler kazandırır. Bu motor geçmişte ürettiğimiz motorun birebir aynısı değil; zaman içinde kazanılmış bazı yeni yeteneklere ve güncellemelere sahip. Özetle motorların burada üretilmesi bazı teknik ilavelerin yani sıra istihdam, düşük maliyet ve TEI’nin kazanç sağlaması gibi avantajlar sunar. Tabii bu konuda şu an nasıl bir temas var bilmiyoruz ama bu yönde bir beklentimiz var. Ben konuyu General Electric’e soru olarak gönderdim. Eğer görüş verirlerse gelecek ay İngiltere’deki fuarda bu sorunun cevabını öğreneceğim”
Ben bu satışın Kongre engeline takılacağını düşünmüyorum. Şu ana kadar ciddi bir itiraz yükselmedi. Elbette bazı lobi grupları aleyhte çalışacaktır ancak dikkat edilmesi gereken nokta, bu bilginin artık basına sızdırılmış olmasıdır. Bu tür durumlarda tüm sorunlar çözülebilecek hale geldiğinde bilgi basına sızdırılır. Bir kriz olsaydı bu aşamaya gelinmezdi. Elbette her zaman bir sürpriz olabilir ama şu an yüzde 50’ye yüzde 50 bir bilek güreşinden ziyade, satış ihtimalinin çok yüksek olduğu bir noktadayız. – TURDEF Genel Yayın Yönetmeni Özgür Ekşi
‘F-35 ANCAK İKİLİ GÖRÜŞMELERDE KONU OLABİLİR’
NATO zirvesinde Türkiye’nin F-35 programına geri dönmesi hususunda genel bir gelişme beklemediğini dile getiren Ekşi, “Zirveye gelecek liderler ve bürokratlar Türkiye’nin yeteneklerini görmek için bazı geziler yapacaklardır. Ancak Türkiye artık yetenek sergilemekten öte, seri üretim aşamasına gelmiş bir ülke. Yani ‘ben bunları yapabiliyorum’ demek yerine, ‘bu sistemleri şu kadar sürede ve adette üretebiliyorum’ dememiz gereken bir noktadayız. Üçüncü Dünya Savaşı senaryolarının konuşulduğu bu ortamda caydırıcılığımızı göstermek için üretim hızımızı ve maliyet avantajlarımızı sergilememiz gerekiyor” şeklinde konuştu.
NATO zirvesinde 32 ülkenin liderinin toplanacağını ifade eden Ekşi, “Türkiye ve ABD arasındaki F-35 meselesi buradaki diğer liderlerin sorunu değil. Dolayısıyla bu konu ancak Trump’ın zirveye katılması halinde yapılacak ikili görüşmelerde gündeme gelebilir. NATO zirvesi, ittifakın geleceğinin ve atılacak ortak adımların konuşulacağı bir platformdur. Teknik olarak bakarsak F-35 meselesi NATO’nun problemi olmaktan ziyade ABD ve Türkiye arasındaki ikili bir problemdir” dedi.
Türkiye’nin F-35 programından çıkarılma gerekçeleri NATO’yu da kapsıyordu, bu doğru. Ancak bana kalırsa S-400 işin sadece görünen sebebiydi, esas neden İsrail’di. F-35 sürecinin, Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasının ardından İsrail’in baskısıyla sekteye uğradığını düşünüyorum. İsrail’in ABD üzerindeki etkisi reddedilemez boyutta; bunu gerek Gazze’de gerekse İran geriliminde bir kez daha gördük. Dolayısıyla NATO ve S-400 gibi hususlar sadece gösterilen bahanelerdi. Şimdi ilişkilerin düzelmesiyle birlikte F-35 meselesinin de yoluna gireceği yönünde söylemler başladı. Benim bakış açıma göre meselenin özü budur. Süreç olumlu sonuçlanırsa S-400 dışında çözülmesi gereken yeni konular çıkabilir ama bunlara karşı da hızlıca önlemler alınarak uçaklar daha önce planlandığı gibi Malatya’da konuşlandırılabilir. – TURDEF Genel Yayın Yönetmeni Özgür Ekşi
‘FARKLI SİSTEMLERİN ALINMASI DA GÜNDEME GELEBİLİR’
NATO zirvesindeki ikili görüşmelerde farklı askeri sistemlerin alımının da masaya gelebileceğini belirten Ekşi, “Türk Hava Kuvvetleri’nin KC-135 tanker uçaklarını yenilemek için ABD ile KC-46, Avrupa ile de A330 MRTT konusunda görüştüğünü biliyoruz. Deniz Kuvvetlerimizin de ağır kargo helikopteri ihtiyacı var. Geçmişte yapılan ihaleleri CH-53 helikopterleri kazanmış ancak alım gerçekleşmemişti. Bu zirvedeki ikili temaslarda uzun zamandır bekleyen bu tür meselelerin gündeme gelme ihtimali var” yorumunda bulundu.

“Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta F-16 alımına ilişkin görüşmeler” diyen Ekşi, Türkiye’nin F-16 talebinin F-35 görüşmelerinde bir koz olduğunu belirterek, “Bana kalırsa F-16 süreci bir pazarlık stratejisi. Türkiye CAATSA yaptırımlarına tamamen takılmamak adına F-16 alımını dile getirerek ABD ile masayı yeniden kurdu ve ilerleyen süreçte bunu F-35 ile sonuçlandırmak istiyor. Trump ise F-35 uçaklarını F-16’larla birlikte paket halinde satma niyetinde. Özetle karşı taraf Türkiye’ye yüksek maliyetli bir satış yapmaya çalışırken, Türkiye de bu süreci minimum maliyetle kapatmaya çalıştığı bir pazarlık yürütüyor” dedi.
Kargo filosuna gelecek olursak, C-17 üretim hattının yeniden açılması yönünde bazı değerlendirmeler mevcut. Türk Hava Kuvvetleri bu uçakları Katar filosundaki C-17’lerle tecrübe etti ve olağanüstü taşıma kapasitelerine şahit oldu. Ancak bu uçakların işletme maliyetleri çok yüksek. C-17’ler devasa coğrafyalara açılmak isteyen ülkeler için bir çözüm sunsa da elimizdeki A400M’lerden çok daha yüksek maliyetlidir. Filoya büyük bir yetenek katarlar ama çok masraflı oldukları için olası bir alım talebinde sayının oldukça düşük tutulacağını düşünüyorum. – TURDEF Genel Yayın Yönetmeni Özgür Ekşi